MUHTIRAYI İNTERNETE VERİP UYKUYA YATMAK

 

 

 

 

Dünyada eşi benzeri görülmemiş ilk intenet muhtırasını gece yarısı haber alan Başbakanın yanındakilere ilk talimatı Yaşar Paşa ile telefon görüşme yapmak istediği olmuş. Yazılanlara göre ilk denemede Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a ulaşılamamış. Çünkü, komutanın "istirahata çekildiği" bilgisi geldi. Ardından, Başbakan tüm yakın kurmaylarını yanına çağırmış ve sabahın ilk ışıklarına kadar değerlendirmeler yapmış. Merakla beklenen telefon görüşmesi, ertesi gün, yani cumartesi, Yaşar Paşa'nın aramasıyla gerçekleşmiş.

 

Demokrasi denemeleri neredeyse mutad hale gelmiş ve bu güzel demokrasi masalı darbelerle kesintilere uğradığından yeterince gelişemeden kadük kalmış bir ülkede yaşıyoruz. Batıdaki örneklerine hayran hayran bakıp “ahh bizde böyle demokrasinin hayali ile yanıp tutuşuyoruz” diye iç geçiren onlarca aydınımız ve insanımız var.

 

Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmakla birlikte adı darbelerle anılan Burma ve Tayland ile aynı kategorideyiz zahir. Oysa ki okuduğumuz tüm okullada bize demokasi bambaşka bir biçimde anlatılmıştı. Bize öğretilenlere göre sevsek de sevmesek de seçimle iş başına gelmiş bir yönetimi seçimle iş başından göndermekten başka alternatif yoktu. Peki bu son yaşananlara hangi gözlerle bakmalı hangi akıl süzgecinden geçirmeliyiz o halde. Kimse türbanlı iki kız çocuğunun okuduğu ilahilerle Cumhuriyetin yıkılacağına inanmaz. Eleştirilecek kırk tane icraatı varken, iktidarı bir bez parçasından örnekler vererek eleştirmek doğrusu çok bildik tanıdık bir hikaye gibi geliyor bize. Bana göre bu iktidar döneminde birbirine yaklaşan iki farklı yaşam biçimi iki kesim arasındaki gerginliğin ve derinliğin de yavaş yavaş ortaya kalkmasına vesile olmaya doğru gidiyordu. Belki de bu iktidarın Türkiye için yapacağı tek olumlu şey de bu idi. TESEV’in araştırmalarında orta sınıf diye de adlandırılan bu yeni sosyolojik yapı aslında Türk halkının kendine özgü bir uzlaşı kültürünü yaratması anlamına da gelecekti. Ama olmadı buna izin verilmedi. Birilerinin menfaatleri için hem dincilikten hem de laikçilikten geçinen kesimlerin birbirlerine uzak durmaları gerekiyordu. Kim ne derse desin aslında bu yapılan bir yandan halkın arasında sağ-sol, dinci-laik gibi suni ve giderek azalmaya başlayan safları keskinleştirerek, bu gerilim politikasını uzun yıllara yaymak ve bundan beslenmek diğer yandan da yapılacak erken seçimde mevcut iktidarı tekrar iş başında tutmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Olmadı Paşam. Bu internet muhtırası bize hiç yakışmadı. Hadi muhtırayı verdiniz tamam onu anladık ta bu gidip yatmak ta neyin nesi oluyor? Ülkemiz ve onun aydınlık geleceği adına yaptığınızı iddia ettiğiniz bu önemli adımdan sonra sıradan bir olaymış gibi davranıp gidip yatmamalıydınız. Ülkesini seven ve sorumluluk sahibi her yurttaş gibi bekleyip ne olduğuna veya neler olabileceğine baksaydınız keşke.

 

Bu saatten sonra Türk demokrasisi ayıplıdır. Hem de ayıplı mal gibi ayıplıdır. Ortalığa çıkartılamaz, caka satarcasına diğer Arap ülkelerine “baaaak bizde demokrasi var hani sizde var mı” diye örnek gösterilemez. Müslüman olup demokrasi ile yönetilen tek ülkeyiz diye örnek gösterilemez. Demokrasi kültürüne sözde değil özde bağlı olmamız gerektiğinden internet muhtırası vermeyi bakkaldan iki ekmek ister misali sıradan bir şeymiş gibi yapma davranışımız aslında bizim özümüzü ortaya koymaktadır.

 

Yemeği fırına koyup televizyona dalan ev kadınının yaktığı yemek akşam yemeğinde misafir, eş veya çocukların önüne koyamayacağı gibi ayıplı demokrasi hikayemizi de kimselere “bir başarı hikayesi” masalı şeklinde anlatılmasın artık.

 

Kocası salak, çocukları da anneden tırsan bir aileden bahsediyorsak çocuklar “anne gene yemeği yakmışsın” der belki ama unutulmamalıdır ki koca her seferinde “hanım bu yemek yanmış ,dışardan bir şeyler söylemek gerekir” demez.

 

Koca bir akşam koluna yemek yapan, bulaşık bulayan, çamaşır çamayan dünya çirkini başka bir kadını takar gelirse şaşırmamak gerek. Annelerinin kapının önüne konmasına çocuklar ne mi der? Bu saatten sonra onlara bir şey soran mı olur sanıyorsunuz. Babalarının durumdan vazife çıkarmalarına sebep oldukları için dövünüp dururlar. Yıllarca iyi yemek yapan bir hilkat garibesine “anne” deyip dururlar. Ya da demez, sessizce yanından geçerler...

 

Gerçek Anne mi?

 

Boşverin kimin umrunda? Belki de orospu olup çıkmıştır. Masal tadında bir Türk filmine de en çok bu son yakışmaz mı zaten?

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !