Suçumuz Dağa Çıkmamak Mı Oldu?

20/11/2009 · Kategori: Siyaset

Bu metin, yerleşim yerlerinin eski adlarının kullanılması konusunda benden de görüş isteyen ama verdiğim görüşü yayınlamayan “Taraf Gazetesi’ne yazdığım metindir.

 

37 yaşındayım. 18 sene aralıksız Trabzon’a bağlı Hayrat ilçesinin bir köyü olan Alona’da yaşadım. (yeni adı Pazarönü). İstanbulda bir hemşehrim ile tanıştığımda bana köylerinin yeni adını söylediğinde hemen yanıbaşımızdaki köy bile olsa neresi olduğunu genelde bilemem. Bir kelime Rumca bilmememe rağmen ben köylerin eski adlarını bilirim. Benim gibi bir çok insan da onları bilir. Köyümüze gelin gelenler geldikleri köylerin eski isimleri ile anılır. Örneğin gelinin geldiği köyün eski adı “Tivran” ise geline “Tivranlı”,  “Maki” ise “Makili” derlerdi. Annem Lazandoz köyünden Alona’ya köyüne gelin gelmişti bu nedenle ona da Lazandozlu derlerdi.

 

Hangi akla hizmettir bilinmez ama bizim köyün Alona olan adını Pazarönü diye değiştirdiler. (He tam tahmin ettiğiniz gibi sosyete pazarı kuruluyor bizim köyde onun tam önündeyiz. Onun için Pazar önü demişlerdir kesin!) Değiştirdiler de ne oldu? Hizaya mı geldik? Hayır. Biz hala köyümüzden 2000 km uzakta İstanbul’da O’na “Alona” demeye devam ediyoruz. Biliyorum ki Avustralya’daki köylümde aynısını diyor.

 

Nasıl ki siz bu saatten sonra ezan Türkçe okunacak dediğiniz de herke nasıl bildiğinden şaşmayıp ezanı Türkçe okumadıysa köylerimizin adları ile ilgili durumda böyledir.

 

İşte bu nedenledir ki babasını kanserden kaybetmiş, sahil yolu yapıyoruz diye dünyanın en güzel sahilinin ırzına geçilmiş bir bölgenin insanı olarak köyümüze duyduğum özlemle kızıma köyümün eski adını koydum. Bu tavra siz ister inadına deyin ister başka bir şey deyin. Nüfusa kayıtlı kızımın adı Alona’dır. Kimler köyümün adını bana unutturmaya çalışmış ise ben de ona cevaben kızıma bu ismi koydum.

 

Son günlerde kürt açılımı söyleminin içinde tartışılmaya başlanan eski yerleşim adlarının yeniden kullanılması gündeme geldiği için Karadeniz’deki köy adlarının da birileri tarafından değiştirildiği hatırlanmıştır. Lütuf buyurup hatırlayanlara teşekkür ediyoruz. Kürtçeyi on yılladır konuşamayan insanlarımızın mağduriyeti ortada iken sadece bu mağduriyeti başımıza kakanlara ben de bölgede konuşulmasından utanıldığı, yasaklandığı, suç sayıldığı için unutulmaya yüz tutan Lazca, Pontusça ve Hemşince (Aslında Ermenicedir de oradakiler utanıyor bu ismi takıyor) dillerinin günahı neydi diye sormak isterim.

 

Yıllardır planlı bir şekilde milliyetçi reflekslerle donatılarak başka milletlere düşman edilmeye çalışılan ve resmi ideolojinin ülkenin çimentosu rolünü oynattığı Karadenizliler atık bu oyundan sıkıldı. Biraz da başkaları çimento olsunlar.

 

 “Emperyalizm” her zaman bütün milletlerin ve insanlığın ortak düşmanıdır. Bugün keser bize yontuyor diye onunla aynı yatağa girmeyi “ehven” bulanları tarihte, insanlıkta affetmez.

 

Ama tek suçları dağa çıkmamak olan Karadenizlileri, ucu okyanusun diğer ucundan gelen senaryoların bir uzantısı yapmaya çalışmayı da yanlış buluyorum.

 

Tıpkı benden konu hakkında görüş isteyen “Taraf” gazetesinin yukarıdaki yorumumu beğenmeyip yayınlamaması gibi…

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Yol arkadaşlarını kaybedenlere

5/5/2008 · Kategori: Siyaset

 


Bizim Kazım ile tanışmamızda ortak noktamız Trabzonspor idi kuşkusuz. Ama ben en güzel Trabzonspor marşını söylediğinden değil, o marşı başkalarının okumasına benzemeyecek kadar içten okuduğu için sevmiştim. Genç yaşta yakalandığı kanser hastalığı ile ilgili kendisi ile röportaj yapanlar “Bu yaşta nasıl kanser oldunuz? Çernobil veya ırsi br durum mu var?” dediğinde “Beni Trabzonspor’un şampiyon olamamaı kanser yaptı” deyivermişti. Cenaze töreninin olduğu gün ben 6 yıl bekldiğim eşim ile nişanlanıyodum. İkide bir bakkaldan bir şeyler almak bahanesi ile dışarı çıkıp ağladım. Cenazesine gidemeyip nişanda ağlayıp durmamı gelin olan kızın ruh hali diye yorumlayanlara inat ağladım. Her doğum günü her ölüm yıldönümü ağlarım. Her istiklal turu onu hatırlatır. Her güzel karadeniz türküsü, her tulum ve kemençe sesi....

 

Arabanın ön koltuğuna oturarak taksici ile sohbet eden alçak gönüllü adama bir güle güle diyemedim. Açık havada toplanmış onca kalabalığın içindeki kişilerden biri olmak nasip olmadı bana. Ölümünün ardından rozetinden tişörtüne, heykelinden, belgeseline ve hatta sesine varıncaya paraya, şan ve şöhete tahvil etmek isteyenler türedi. Hatta o kadar ileri gittiler ki ailesine bile haber vermeden izin almadan adına konser düzenlemek isteyenler çıktı piyasaya. Kazım öldükten sonra otaya çıktı “ah ben onu ne çok severdimciler” Kazım ile ilgili mikofonlar bu sahte arkadaşlarına uzandı. Onlar anlattı Kazım’ı, Karadeniz’i, kanseri, tulumu ve kemençeyi, bir de Trabzonspor’u. Gerçek dostlarına o mikrofonlar ve spotlar hiç dönmedi. En yakınındakilerle paylaştıklarını hiç bi zaman öğrenemedik. Çünkü burası Arabistan ve burda da çok bağıraanlar kazanıyor. Ve Kazım’dan bir pop ikonu yaratmak veya onun açtığ pazarı müşterileri ile birlikte iç etmek daha kolayına geliyor insanın. Nasıl diyordu yolu tarif etmek istediği taksiciye Kazım. Soldan ama hep soldan..

1996 yılında İstanbul’a geldiğimde 25 yaşında idim ve kendimi laz sanıyordum. Ogzala (lazcada yürüyüş) diye bir Trekking şirketinin Özcan Yüksek’in fotoğraflarından oluşan bir slayt gösterisinde dil bilen ilk laz ile karşılaştığımda yakınlık kurmak için “ben de lazım” dediğimi hatırlarım. 18 yıl Tabzonun bir dağ köyünde yaşamış biri olarak bir tek kelime lazca bilmediği ve hayatında ilk lazı İstanbul’da gören bir Karadenizli ukalalığı ile ısrar ederek tatıştığımı da hatırlarım adını bile hatırlamadığım arkadaşla. Hayatımda ilk lazı 25 yaşında, ilk aleviyi 22 yaşında ilk Ermeni’yi ise 28 yaşında tanıdım. Adı Hrant Dink idi

 

Tanıdım derken onunla hiç el sıkışmışlığmız, yemek yemişiğimiz ve hatta iki laf etmişliğimiz dahi olmadı. Ben Nuray Mert’in satırlarında tanıdım O’nu. Nuray Mert’i takip et, o yol seni Hrant’a götürür diye tarif almadım ama yol arkadaşını satırlarında ustaca anlatan Nuray Mert sayesinde onun da yazdıklarını da okuma şansım oldu. Hayatına mal olan satırlarının aksine benim cocuk belleğime kazınmış Ermeni imgesini tersyüz eden O ve O’nun satırları oldu. Sevgi, hoşgörü ve dostluk kelimeleri en çok onun satırlarından döküldü. En çok o yazdı biz kardeşiz diye. Doğu Konferansı ile en çok o gitti dünyanın dört bir yanında dini ne olursa olsun kardeşlerinin acısını dindirmeye.

 

Bir soğuk İstanbul günü Hrant Dink’in öldürüldüğü haberini aldığımda o an aklıma Doğu Konferansında beraber yolculuk ettiği arkadaşları geldi. Yol arkadaşını kaybetmek ne acıdır bilirim. Sürekli aynı koltuğa oturan, o koltukta uyuyan, uyanan, su içen, gülen, okuyan  arkadaşınızı arar gözleriniz. Onsuz çıkılan her yolculukta O’nun oturduğu koltuğun baş kısmında kalan başının izi değil gözlerinin nemidir artık.

 

Ölüm yıldönümü kutlandı geçenlerde Hrant Dink’in. En yakınında, en zor ve en anlamlı seyahatlerinde ona yoldaşlık yapmış arkadaşlarına uzanmadı gene mikrofonlar ve spotlar. Gene heykel, rozet, tişört yapıcıları gene ölü sevicileri gene Kazım gibi Hrant Dink’in de sevmediği reklam ikoncuları türedi yanıbaşımızda. Dostluğunu yaşayanların sesinden dinlemek varken O’nu, ölü bedeninden Kalpaklı Kuvva yaratma peşinde olanlardan dinledik. Korkarım ki Doğu Konferansı ile yaptığı onca yolculuğun ne amaçla yapıldığını anlamayanlar, öldükten sonra da bu yolculukların felsefesini kavamak yerine onu meta haline getirip içini boşaltacaklar. Örneğini pek çok aydının katledilmesinden sonra gördüümüz ölü seviciliği arkadaş üzüntüsüne galip gelecektir.

 

Biz biliriz ki bu dünyadan bir Kazım ve bir Hrant geçti. Biri laz biri Emeni. Biz ikisini de çok sevdik. Üstelik kaşılıksız sevdik. Ölü bedenlerinden hiç bir şey beklemeden. Bu toprakların insanı olduğu, kökleri bu topraklarda olduğu, başları bu toprağın üzerindeki masmavi göğe erdiği için sevdik. Dedik ya zordur yol arkadaşlarını kaybetmek. Yola bakar kalır gözleriniz. Yolunu bekleyenler vardır diye. Yollar çağırır seni, bir yol bulup ta yola koyulursun...

 

Bir yol türküsü olsam

Yollar götürse beni

Kağıt sandala binsem

Ahparik* alsa beni

 

 

Yavuz SALTIK

 

*Ahparik: (ermenice) kardeş

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!